BİR İÇ MİMAR HİKAYESİ  

BİR İÇ MİMAR HİKAYESİ  

BİR İÇ MİMAR HİKAYESİ
 
    Herhalde insanı yaratmaktan daha çok tatmin eden bir başka şey yoktur… Bir ilişki yaratmak, bir düşünce yaratmak, bir model, bir ürün, proje, fikir yaratmak. Hatta anne-baba olmak bile bir insanın yaratılışına şahitlik yapmak ve vesile olmak dünyada insanı en mutlu eden şey. Bir mimarın bu denli içselleştirerek yapmasının altında yatan sebep de elbette, mekanizmamızda bulunan bu iç güdüden kaynaklanıyor. Pek çoğumuz mimarlığı, tasarımcılığı bu yüzden meslek olarak seçiyoruz. Ben de bu sebepten iç mimarlık mesleğini hayatımın geri kalanına dayanak ve yol arkadaşı olarak seçmiştim.
    Bir süre tecrübe kazanmak adına farklı farklı alanlarda çalıştıktan sonra, çevresel faktörlerin her şeye ne derece etki ettiğiyle yüzleştim. Çevre, aile, arkadaşlar, yaşadığımız ülke hatta belki daha büyük ölçekli düşünecek olursak dünyanın gidişatı nasıl da mesleklerimize ve bununla birlikte hayatımıza yön veriyor. Başta emeğimin ve yolda çalıştığım yerlere hediye ettiğim eserlerin beni bir yerlere taşıyacağına dair çok büyük bir inancım vardı. Ayağıma ilk takılan taş aile ve arkadaş çevrem oldu. İş hayatına girdiğimde büyük çaplı projeler alan mimarların ailesinde inşaat sektörüne daha önceden temel atmış kişiler olan, çevresinde maddi olarak güçlü yakın dostları olan insanlar olduğuyla yüzleştim. Ama her neyse bu işe baş koymuştum bir şekilde ve varlığımı ortaya koymak adına elimden ne gelirse yapacaktım, yaptım da… Proje, satış, ürün tasarımı, üretim gibi her alanda şu veya bu şekilde çalıştım. Daha sonra hep birlikte bir ekonomik krize girdik. Ülkemiz bir dar boğazdan geçtiği için iş verenler çalışanlarını azaltmaya gitmekte çare buldu. Bu dönemin de geçici bir süreç olduğunu düşünüp haydi bir de dünyada neler oluyor göz atayım derken, dünyanın gittiği yön o kadar değişken ve garantisiz görünüyor ki şu an gözüme.
    En başından beri hep negatif şeyler söylediğimin farkındayım. İş hayatının içindeyken belki bu kadar umutsuz olmayıp çalışmadığım bu süreçte umutsuzluğa kapıldığım da varsayılabilir ama, bilgisayar yazılımlarının bir sürü insanı işsiz bırakacağı gelecekte biz mimarların durduğu nokta ne olacak çok merak ediyorum. Bütün dünyada neredeyse yapılaşmaya açılmamış alan bırakmadık, yeniden yapmak için önce yıkmamız gerekecek, ya da daha fazla orman yok etmemiz. Peki bu yeni yapılacak olan binaları kimler tasarlayacak?
 

    Hamburg’ta algoritmalar yardımı ile inşa edilen Oditoryum–Elbifilharmonie’ deki konser salonu projesi çok da yakınlarda yapılmış bir yenilik değil. CNC makinaları önce el işçiliği yapan ustaların işini elinden aldı. Şimdi sırada kimler var acaba? Şimdi bir dolu sorunumuz varken, iş yoğunluğumuz veya başa çıkmamız gereken bir işsizlik varken bir de yapay zekayı mı düşünelim? Kesinlikle düşünmemiz gereken şey bu olmalı. Dalga dalga yayılan bu değişime karşı koyamayacağımıza göre, akış yönünde hareket etmek adına adımlar atmalıyız. Elbette ki biz insanların en önemli yeteneği olan uyumlanma yeteneği sayesinde şekillenmekte olan bu geleceğe bir şekilde adapte olacağız, fakat tam olarak hangi konumda? Biz kendimizi geleceğin hangi noktasında görmek istiyoruz? Tasarımcılar olarak bu uyanışa geldikten sonra hiçbir şey yapmadan durmak mümkün müdür? Bence olmamalı. Bir şeyler yapıp önümüzdeki geleceğe uyumlanmak çağ dışı kalmamak adına yapmak zorunda olduğumuz şeydir.
    Herkese mutlu ve güvenilir bir gelecek diliyorum...